Acil Servis vs Hipokrat Yeminli Türk Teyzeleri

Geçtiğimiz cumartesi, annemin 3 gündür dinmek bilmeyen kol ağrısı nedeniyle soluğu devlet hastanesinin acilinde aldık. Gitmeden önce örnek birey, düzgün vatandaş olan annemi ikna etmem gerekti. Zira kendisi, sadece kolu bacağı kopan, kaza geçirip avaz avaz bağıranların acile gitmesi gerektiğini, kimsenin yerini işgal etmemesi gerektiğini düşünüyordu. Nerdeyse kavga ederek ikna ettim ve gittiğimizde benim bile beklemediğim manzarayla karşılaştık. Orada, o çılgın kalabalığın içinde 3 saate yakın süre geçirdim ve şöyle söyleyebilirim; acildeki kimse “acil” değildi. Bir kişi bile sedyeyle, ambulansla taşınmadığı gibi (hatta kol bacak sargısı bile gözüme çarpmadı), yanımızdakilerle vs. sohbet ederken anladık ki, burnu akan çocuklar, “hafif benzin solmuş, kanın mı düştü acaba” diye karısına porselen bebek muamelesi yapan pimpirikli adamların eşleri dışında pek de bir olay yoktu.

oncekadinlarvecocuklar

Önce danışmadan numara aldık ve herkesin birikmiş olduğu kapının önüne gedik. Güvenlik görevlisi gerçekten duyulacak bir sesle numaraları söylüyor ve insanlar giriyor ve  güvenlik bizim tarafımızda kolu olmayan kapıyı kapatıyor. Niçin kapı kolunu taktırmamışlar diye bir an düşünmedim dersem yalan olur. Sonradan anladım ki  bilerek kapı kolunu çıkarttırmaktan başka çare kalmamış. Çünkü nedense herkes sanki kendilerini almayacaklarmış gibi bir panikte. Eğer görevli bir iki dakika içeri girdiyse hemen kapıyı kırar gibi vurmaya başlıyorlar. Ve “açılın lütfen” uyarıları dikkate alınmayınca kapının önüne güvenlik şeridi çekiliyor. Bu kez şeridin içine girmeye devam edip “beni al” “benim acelem var” “başım ağrıyor” “benim dayıoğlu içeride, girmem lazım” deyip duruyor ve kapının üzerindeki “lütfen kapıyı vurmayınız” yazısını okuma yetileri de yok.

Annem sol kolunu anlatınca hemen EKG isteniyor, kalabalığı yarıp içeri giriyoruz. Müşahade odası da bekleme odasından farksız. Adamcağızın biri tekerlekli sandalyedeki kilolu ve yaşlı annesini tek başına giydirip soyuyor, işlemlere hazırlıyor. Halime şükrediyorum. Annemi o halde görmek istemezdim. Kadından sonra annem işlemlerini hallederken bir böbrek hastasının sancılarına, yerinde duramamasına şahit oluyorum ve babamın böbrek ameliyatı günleri geliyor gözümün önünde. Hastane bana flashback ve gelecek korkusu yaşatmaktan başka bir şey yapmıyor bu gün. “Burayı hasta yakınları boşaltsın” sözünden kimse etkilenmeden hasta koltuklarında takılmaya devam ediyor. Bir ara iki genç giriyor EKG için, sanırım tanıdıkla gelmişler. Hasta bakıcı “Hacı burda benle takılcanız. Şimdi her yere tereyağdan kıl çeker gibi sokucam sizi, sen karışma, bende!” diyor. Neyse ki bizim işimiz bitmek üzere, zira sıra kaybetmektense bakıcıyla kıran kırana ikili mücadeleye girmeye razıyım. Gelen kemik sesi benden olmaz bu kafadayken, onu biliyorum. İşimiz bitiyor, çıkıp yeniden kalabalık bekleme odasında sıramızı beklemeye başlıyoruz.

Ben hayatımda bu kadar sabırlı güvenlik görmedim, diye düşünürken asıl bomba patladı. Ağır şiveli konuşan 40’lı yaşlarda meymenetsiz bir kadın belini tutan 20li yaşlarda oğluyla  kalabalığı yara yara geliyor ve avaz avaz bağırmaya başlıyor. “Benim oğlumun beli ağrıyor görmüyor musun bak belini tutuyor!.” Güvenlik “hanımefendi sırayla” dedikçe ses perde perde yükseliyor. Oğlan başını eğmiş, duvara yaslanmış duruyor. Millet bir iki kez “biz de aciliz, biz de numaramızı bekliyoruz” dese de kadının şirretliğini gören kimsenin çirkefi üzerine sıçratma niyeti de yok gibi görünüyor. Sonunda içeriden doktor geliyor ve “Hanımefendi ben seni de oğlunu da tanıyorum. 3 gündür gelip gidiyorsunuz zaten, işte bak kağıtlarına da baktım bekleyebilecek durumdasın” dediğinde bile geri adım atmıyor cazgır teyze. Bir iki dakika daha söylendikten sonra gidip bir yere oturuyorlar ve çocuk 5 dakika sonra gayet rahat, Whatsapp’ından yazışıyor, birinin baktığını fark edince yüzünü ekşitmesi dışında huşu içerisinde sandviçini yiyerek sırasını bekliyor.

Neyse, sıra beklemeye devam ederken pimpirikli çiftle muhabbet etmeye başladık. Yzü solgunmuş da hemen gelmişler efendim. İnsan hafta içi aile hekimine gitse, onu bırak eczaneye danışsa bi çözüm bulur. Gelip acili işgal edenler bunlar işte. “Ee sizin neyiniz var?” dedi anneme. Annem sol kolunun ağrıdığını söyler söylemez:

-aaa aynı. aynısı benim annemde de var. uyuşmalı değil mi?

-uyuşma yok bende. sadece ağrı. biraz masaj yaptık ama…

-tamam işte annem de sürekli ovun derdi. Kalp o, kalp. EKG de çektilerse kesin… uyuşma da olur yakında.

Annemin yüzü düştü, kolunun ağrısı arttı, o soğukkanlıdır yine ben EKG sonucunu aldığım gibi danışmaya gittim.

“Annem iyi değil en azından bi baksanız”

içeri doktora gösterip geldi görevli, iyi durumda, bekleyebilir dedi de içimiz rahat etti.

Sağ olsun askerdeyken nöbet tut desen tutmaya erinen adamlar kapı önünden imkanı yok çekilmeyince numaramızı kaçırdık ve 4-5 kişi sonrasında annem girdi.Beklerken bu kez yanımdaki teyze “bahsana gızıım” deyip kolumu dürttü bir yandan-ki dürtülerek konuşmak beni çıldırtan bir harekettir

– “anan dedi ki az önce, boynundan omzuna yayılıyormuş.

(Aniden yaklaşıp bir sır vermek ister gibi fısıldadı) Bende de aynından var, fıtık o fıtık.. Maşallah bütün hastane teyzeleri hipokrat yeminli, her biri branşlar üstü bilgi sahibi, genel cerrah gibiler.Ben yorum yapmayınca konu olsun diye yine laf attı:

-Benim de beyim bak şuradaki. Onun da midesi yok. Aldırdık.

Dayanamayıp su almak üzere büfeye zor attım kendimi. Fazla beklemeden de annem çıktı. Bir kez EKG, Tansiyon ve Kan sayımı doğru sonuç vermez diye 4 saat arayla 3 kez gittik ve neyse ki bir şey çıkmadı. Şunu da eklemek lazım, hastane personelinden hep şikayet edip dururuz, ukala doktorlar, azarlayan hemşireler, dayılanan güvenlik. Evet var böyleleri ama çık deyince çıkmayan, laftan anlamayan, uyanıklık, yüzsüzlük, cazgırlık yapmaya gelen o kadar çok hasta ve hasta yakını var ki…  Neyse ki doktorlar,hemşireler hatta güvenlik görevlileri o strese, sinir bozucu hastalara ve hasta yakınlarına rağmen işlerini ellerinden geldiğince iyi yapıyorlar.

İnsanların artık eğitimi geçtim,ehlileştirilmeye ihtiyaçları oldukları bir gerçek. Sopayla dürterek sığırları falan yönlendirirler ya, hem toplu taşımada, bankalarda hastanelerde toplumla yakın mesafe bulunduğum her yerde bu ülkeden umudumu keser gibi oluyorum. Umarım Sosyal sorumluluk projesi adı altında evlere gidilip tek tek görgü, saygı, toplum içerisinde yaşama kuralları eğitimi verilip sonra da yere çöp atmaktan kuyrukta beklemeyip arada kaynamaya çalışana cezalar getirilir.

Hakikaten ölmeden önce güzel günler görecek miyiz çocuklar?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s