Nevrotik Hanımın Otohipnoz Denemeleri


Dediğim gibi, küçüklüğümden beri , çok meraklıyım bir takım bilimsel ve bilim dışı deneyimlere. Duru görüye, levitasyona vs kaçınız inanırsınız bilemem ama artık hipnoz bilimsel bir şey ve ameliyatlarda bile anestezi yerine kullanıldığı yerler var.
Ben, otohipnoz (yani kendi kendini hipnoz edebilme) diye bir şeyin mümkün olduğunu öğrendiğimde havalara uçmuştum ve sevgili uzmanıma ilk kez bunu öğrenmek için gitmiştim.
Otohipnoz, bilinçli bir hipnoz çeşidi tabii ki. Kendi kendimizi bilinçsiz hallere sokup uyanamamak biraz trajikomik olurdu zira.

424e49
Bunu gerçekleştirmek için, öncelikle loş bir odada, rahat bir koltuğa uzanmak ya da oturmak gerekli. Ama kollar, bacaklar, kafa rahat bir pozisyonda olacak. Ve tabii ki vazgeçilmezimiz; müzik… Bilinçli halimizde Demet Akalın’dan “Türkan”a bayılıyoruz belki, ama amacımıza pek uygun olmadığından, Youtube’dan meditasyon müzikleri diye aratmak iyi olabilir. Karunesh benim favorimdir bu anlamda. Hadi elime üşenmeyeyim, ekleyeyim.

Evde yalnız değilsek içerdekileri “bi efendi olun, sessiz kalın, kapımı da çalmayın” diye uyardık. Müziğimizi açtık, ışığımızı ayarlayıp koltuğumuza uzandık. Biliyorum zor ama, bir kaç dakikalığına “Faturayı ödemiş miydim?” “Berkay hala aramadı bak kim bilir nerde?” sorularını kafamızdan atalım, konsantre olabilmek çok önemli. Kendimizi tamamen rahat hissettiğimizde derin bir nefes alarak başlamalıyız.
Açın gözünüzü, doğrulun koltuğunuzdan iki dakika: bu araya sokuşturmam gereken bir şey var, aldığınız nefes her zamanki daracık nefes ise istediğim şey o değil. Göğsünüz yerine karnınıza çekmelisiniz. Diyafram nefesi yani. Hani yogada, şan derslerinde falan da kullanılır. Yapabildiğinizden  emin olmak için ayakta dururken karnımızın üzerine elimizi koyabiliriz, bir nefes alıp bakın bakalım göğsünüz mü şişip iniyor; yoksa karnınızın üzerindeki el, doğru yaptığınızı işaret ediyor mu… Aynı şekilde elinizi belinizin hemen üzerine koyarak da kontrol edebilirsiniz bu bölgeyi.Hadi yapamadıysanız bir de burayı izleyin…

İyi, çabucak öğrendiniz. Şimdi uzanıp gözümüzü kapatarak işte bu dediğim nefesi burnunuzdan çekip ağzınızdan vererek 10 kez tekrarlayın. Kendinizi yemyeşil çimlerin üzerinde kuş ya da suyun akış seslerini dinlerken düşünün. Hemen ayağınızın dibinde aşağı doğru inen bir merdiven görüyorsunuz. Merdiven, 10 basamaktan oluşuyor. Başlayın yavaş yavaş o merdivenden inmeye. Sesli olarak sayabilirsiniz bir yandan. Her basamakta 2 saniye durarak. 10…9…8…7..6..5…4..3..2..1…
Karşınıza bir kapı çıkıyor. Tamamen hazır olduğunuzda girin kapıdan içeri. Burası sizin zihniniz. Bomboş bir oda olmalı. Duvarların rengini, odanın şeklini siz düşünün. Ama aynı şu anki karmakarışık zihniniz gibi ıncık cıncık doldurmayın odayı. Belki 1-2 koltuk, (yine rengiyle şekliyle hayal edin.) Bir masa yeter.
Kendinize sormak istediğiniz sorular var mı? Sorununuz olan insanlar? Kalbinizi kırmış ya da öfkelendirmiş birileri? Odaya alın, karşınızdalar. Konuşun. Boşaltın içinizi. “Senin ben…” diye başlayıp küfür edin demiyorum. Yapabilecekseniz soru da sorun, kendinizi onun yerine de koyarak cevap verin… Bittiğinde size, rengine yine sizin karar vereceğiniz bir uçan balon vermesine müsaade edin. Ve sıradaki gelsin
Elinizde epey balon birikmiş olmalı. Şimdi tekrarlayın, “artık çok daha huzurlu, içim rahat bir şekilde bu odayı terk ediyorum.” Hazır olduğunuzda girdiğiniz kapıdan çıkın elinizde balonlarla. Bu kez yukarı doğru aynı yavaşlıkla çıkıyoruz merdivenleri. 1…2..3..4…5..6..7..8..9..10
Yine yemyeşil çimenlerin üzerindesiniz, yine kuş cıvıltıları duyuyorsunuz, rüzgarın yüzünüze vurmasına aldırış etmeden yakındaki tepeye doğru gidin.
Herkes için ayrı renkte balonlarınız elinizde. Balonlardan birini seçin…
“X…
Ben seni affettim. Ben kendimi affettim.
Sen özgürsün. Ben özgürüm.
Seni serbest bırakıyorum. Seni affediyorum. Hayatımda olman gereken dönemde bana eşlik ettiğin için teşekkür ediyorum. Şimdiyse seni sevgiyle gönderiyorum…”
Tahmin ettiğiniz gibi, balonu gökyüzüne bırakma zamanı…
Elinizdeki tüm balonları bıraktıktan sonra derin bir nefes alıp gözlerinizi açın.
Otohipnoz uzmanı değilim elbette, hatırladığım kadarıyla ve kendime göre yazdım ama özellikle içinde başkalarına karşı öfke biriktirenler için güzel bir yöntem. İlk başta yapılanlar ya da söylenenler komik gelebiliyor, dikkatimi toplayamayıp koptuğum çok oldu. Galiba ben kendi öfkelerime, öfkelendiklerime kıyıp da bırakamıyorum bir türlü. Ama bunu yanında göz yaşları içerisinde kalan insanlar olduğunu da duymuştum. Umarım tek başına yapabilenlerin işine yarar.
Sevgiyle, ışıkla efendim…

42538e

Girişimcilik Zirvesi izlenimlerim veya kaşmir keçisine sarılıp nasıl zengin olunur?

etkinlik_istanbul_universitesi_girisimcilik_zirvesi

Bugün, İstanbul Üniversitesi işletme kulübünün düzenlediği “Girişimcilik Zirvesi”ne katılmak üzere Avcılar Kampüsündeydim. Sakarya Üniversitesi’nde böyle etkinlikler bulmak zordur. Öğrenciler dersten kantine, kantinden eve giderdi bizim okulda. Burdaysa öğrenciler gayet aktif olarak bir çok etkinlikler düzenliyorlar. Benim gittiğim sadece bir tanesiymiş. İşletme Fakültesi Oditoryumunda gerçekleşen zirvede Mobilera’nın kurucusu Ferda Kertmelioğlu, Silk&Cashmere kurucusu Ayşen Zamanpur, Markafoni kurucu ortaklarından Tolga Tatari ve Choc’nette kurucu ortaklarından Mehmet Fatih Kacır vardı.

ferdakert (2)

Ferda beyi, sahnede mikrofonla bile herkesin zor duyacağı bir volümde sesi ve inişsiz çıkışsız dümdüz konuşmasıyla dinlemekte zorlandım açıkçası. Kendisi konuşma hazırlamamış, çok kısa kendini tanıtacakmış, soru cevap gitmek daha iyi olurmuş. “Girişimcilik nedir?” diye konu başlığı belirlendikten sonra soru cevap gitmek istemenin mantığını anlamadım açıkçası. Madem öyle panel olarak yazılsa daha iyi olacakmış diye düşünüyorum.

Ayrıca tam tahmin ettiğim gibi “evet soruları alalım” deyince uzuuun bir sessizlik oldu. Sonra bir kaç kişi el kaldırıp sırf sormuş olmak için soru sordu ama zaten izleyicilere mikrofon da verilmediği için arkadakiler olarak onların sohbetlerine pek kulak misafiri olamadık. Bu sıkıcı kısım geçtikten sonra ise, molada Oses Çiğköfte, Redbull, Bien kruvasan ve Arbella Makarnaları sponsorluğu bizi mutlu etti. Kıtlıktan çıkmış gibi her standa aynı anda saldırmaya başlayanlardansa pek bahsedesim yok.

İkinci oturumda çok daha neşeli, enerjisi ve esprili konuşmasıyla kendini dinleten Ayşen Zamanpur vardı. Silk & Cashmere CEO’sunun bir kadın olduğunu ve sıfırdan buralara geldiğini öğrenmek, bir kadın olarak beni daha da şaşırttı, şahane bir durum Türkiye şartlarında.

zamanpuraysen

Zamanpur’un konuşmasına başlarken söylediği ilk şey şu oldu:

“Sağlıklı bir ruh ve sağlıklı bir bedene sahipseniz, ve iyi bir eğitiminiz varsa şanslısınızdır. Ve ben bundan başka bir yerde şans faktörüne inanmam.”

Gerçekten de özellikle Türk’lerin kanına işlemiş bir şeydir bu, Şartları, ekomomiyi, hükûmeti, aileyi, okulu vs suçlamak. Oysa, bunların hepsinin bahane olduğunu zaten kendimize de zaman zaman itiraf ediyoruz.

Tabii, Ayşen hanım da hayata 1-0 önde başlayanlardan olduğunu kabul ediyordur sanırım. Robert College, ardından Boğaziçi Üniversitesi mezunu olduğunu söyleyince salonda şööyle bir dalgalanma oldu. “Zaten ne zaman konu buraya gelse böyle oluyor” dedi :)

Mezuniyetin ardından 6 ay iş aramış ve bazı şirketlerden hiç bir haber gelmediği gibi çoğunlukla başvurularına olumsuz cevaplar almış. Kendi deyimiyle “torpille” Şişecam’a girmiş ve 5 buçuk yıl orda çalışmış. Ardından onu da bendeki “her şeyden sıkılma” huyu dürtmüş ve 5 yıl sonra orada kendini göremediğinden istifa etmiş. 

Yaşıtlarım bilirler, Türkiye’nin ilk alışveriş merkezi Galleria’dır. Bizim çocuk aklımız tamamen oyun merkezi olan Fame City’deyken, büyüklerin de ilgisini çekmiş Galleria. Ayşen hanım, orada bir Benetton mağazası açmış.

“Herkes bana üzülerek baktı. Ailemin, arkadaşlarımın, akrabaların gözünde “vah vah Ayşen ne durumlara düştü bakışını görebiliyordum. Çünkü Boğaziçi’li, kariyeri olan ama esnaflık yapan biriydim onlara göre.”

Ama 7000 şube içerisinde dünya ikincisi olunca işler değişmiş. Luciano Benetton, Türkiye’ye gelip, Ayşen hanımın elini sıkmış. Ardından 7 mağaza daha gelmiş.

Sonra başkalarının ürünlerini sipariş ver-kira, fatura, vergi öde, sat, kazan döngüsü de kısırlaşınca kendi işini, kendi üretimini yapmaya karar vermiş ve kaşmir üzerine yoğunlaşmaya karar vermiş. Eşini önüne katıp işin ana vatanına; Çin’e gitmiş.

kashmirkecisi

“Rusya dağılmıştı, dünya “Çin ne zaman dağılacak?” diye bekliyordu, Çinliler İngilizce bilmiyordu ve ben Benetton mağazalarımızı devredip, Çin devletiyle iş birliği yaptım ; Silk&Cashmere şirketimi kurdum. O zaman iki çocuğum vardı ve 18 saat tren yolculuğuyla Pekin’e kadar gidip, tüm kadınlar evde ya da alışverişteyken keçi ağıllarında en kaliteli ve en ucuz kaşmiri elde etme hesapları yaptım.

Nihayet 93 yılında ilk mağazayı Zürich’te açtım. Ve ilk 5 gün hiç bir satış bilgisi gelmedi. Ve ilk kez o zaman, keşke babamın söylediği gibi doktor olsaydım, dedim. Fakat 5 günün sonunda telefonda çığlık attım, Zürich mağazası, bize bir türlü ulaşamamış, ürünler bitmiş, acil olarak yeni siparişleri bekliyorlardı.”

Şu anda, 160 noktada satılıyor. Kuzey Afrika’dan Çin’e, Azerbaycan’dan Kanada’ya, İngiltere’den Türkiye’ye bir çok şubeleri var.

Bence çok şey öğrenilecek bir başarı hikayesi. Ve Zamanpur’dan bir kaç öğüt:

  • ekonomik durumu, aileyi, eğitimi, hava durumunu bahane etme, bir şeyi çok iste ve onu al.
  • İşiniz ne olursa olsun aklına geldikçe kendine sor; ben ne yapıyorum? küçük detaylara muhakkak dikkat et ama kendine, kariyerine uzaktan bakıp büyük resmi gör.
  • Yapacakların kadar yapamayacaklarını bu yaşlarda belirlemen çok önemli.
  • Hayatta en büyük risk, hiç risk almamaktır, risk alınca başarılı olabilirsin.
  • Bütün paranı bilinmeyene yatırma. Risk de ölçülebilir bir şeydir.

Daha fazlası için, yazdığı “Kaşmir Yolu” kitabı satın alınabilir. Tüm geliri Kagider’e bağışlanıyormuş.

3. Oturumda Tolga Tatari vardı.

tolgatatari (2)

Görüldüğü gibi kendisi pek bir hoş, pek karizmatik :)

Kendimi ciddiyete davet ediyor ve Tolga Tatari bölümünü aktarıyorum.

Tolga bey, eğitim konusunda pek örnek gösterilemeyeceğini söyledi çünkü kendisi 4 kez liseden, 3 kez de üniversiteden atılmış. Okulu sadece askerlik için bitirmiş; 10 yıl sonra…

ilk olarak Bilkent Üniversitesi’ne kaydolmuş ve 18 yaşında bilgisayar parçalarıyla ilgili kurduğu küçük şirket 5 ay sonra batınca İstanbul’a dönmüş ve 19 yaşında Massive Attack, Placebo, Alanis Morisette gibi isimleri Türkiye’ye getirip geniş çapta konserler düzenlemiş. Burası da batmış.

Ufak bir odada kendi kendine yazılım öğrenmeye başlamış ve son okulu Bilgi Üniversitesi’ndeyken evlilik com sitesini kurmuş.

“Türkiye’nin ilk iphone uygulamasını yazdık. Bir çok müşteriye çalıştık ama kendimize ait bir iş fikrimiz olsun istedik hep. Ortaklarımla beraber E-tohum toplantılarından birinde, Fransa’da moda olan -private shopping- kapalı alışveriş kulüplerinden birini kurma fikrini açıkladığımızda kimse bize inanmadı.Çünkü o zamanlar internetten alışveriş yapanların %80’i erkekti ve internette sadece elektronik satılıyordu. Bizse kadın hedef kitleye, giysi, ayakkabı satmayı planlıyorduk

İlk 1 senede 1 milyon üyeye ulaşmışlar. Şimdiyse katlanarak artmış durumda. Ve bana ilginç gelen noktalardan biri ise reklam bütçesi ayırmaya pek ihtiyaç duymamışlar çünkü kulaktan kulağa reklam yoluyla zaten hedeflerine ulaşmışlar. Şu an günde 40 bin ürün satıyorlarmış.

Markafoni grup şirketleri bünyesinde bulunan Türkiye’de markafonicity, Zizigo.com, MissPera.com, PayU ve ucuzu’nda, yurtdışında da Avustralya, Ukrayna, Yunanistan ve Polonya’daki özel alışveriş kulüplerinde hisselerim var.” diyor Tolga Tatari. Eğer soyad benzerliği değilse bu ailenin en sempatik üyesi olsa gerek.

chocnettee

Son kısımda Mehmet Fatih Kacır vardı. Kendisi alışveriş merkezlerinde yutkunarak baktığım çikolata şelalesi fikrini Chocnette markası altında Türkiye’ye getiren kişi.

Yien başarılı bir özgeçmiş sahibi kendisi. 1984 doğumlu, İstanbul Erkek Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesini dereceyle bitirmiş. Zaten okulu bitirdikten 3 gün sonra işlerini kurmuşlar.

Gerçek anlamda ilk deneyimi Choc’nette olmuş. Zeytinburnu Olivium Alışveriş merkezinde 3 ortağıyla açtıkları standda görevli kız işi bırakıp kaçınca üçü durmaya başlamış standda. Şu an tüm alışveriş merkezlerinde standları var.

Belki önyargılı bir görüş olacak ama bence onunki tam olarak sıfırdan zirveye başarılı girişimci hikayesi değil.

Kendisi İstanbul Ak Parti milletvekili Ünal Kaçır’ın oğlu. Yine Boğaziçi’li olan eşiyle nikahlarını İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş kıyıyor, Nikah Şahitleri ise Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yapıyor.

“Herşey nasip, kısmet, inşallah” demek çok kolay ama bu, duruma biraz iyimser bir bakış açısı. Bir sürü girişimci hikayesi duyduk dinledik, Hiç batıp çıkmadan, hop diye sermaye bulup, ilk işini tutundurabilmek herkes için mümkün mü? (Keşke “şans” a inanmayan Ayşen hanım da bu son konuşmayı dinleseydi.)

Ayrıca, New York Empire States’in seyir terasında yer alan simulasyon şehir turu fikrinden bahsetti. Yıllar sonra Sapphire alışveriş merkezinin seyir terasını görünce bu Skyride fikri tekrar aklına gelmiş. “Gittik konuştuk, fikri sunduk, hatta 3 boyutlu planladık kabul ettiler.” Sormak isterim, oldu bitti diye kısacık bi cümleye sığacak kadar kolay olur muydu bu iş; AVM’nin sahibi Kiler GYO olmasaydı? Çünkü Vahit Kiler de Ak Parti Milletvekili.

Her şey torpille olmuş, ya da baba parasıyla veliaht olarak şirketin başına geçenlerden biri denemez asla… En başta akademik başarısını görmezden gelemem ama mezuniyetten 3 gün sonra kendi işini kurmak da arkasında destek olacak hiç kimsesi olmayan her öğrenci için o kadar kolay olmazdı.

Dolayısıyla etkileyici başarı hikayeleri, daha çok sıfırdan başlayanlardan çıkıyor. Ve benim bildiğim en önemli başarı hikayesi de Avustralya’da yaşayıp, ülkenin 40 yaş altı zenginleri listesine giren ve ardından genç yaşta vefat eden Yozgat’lı Mustafa İlhan‘ın hikayesidir.

John Ilhan of Crazy John's.

Dünya Pi Günü Anlam ve Önemi

Öğrenim hayatım boyunca matematikle arama hep soğuk bir mesafe girdi. İlkokul yine fena değildi, nazik popom, kolejin elyaf ve kumaş kaplı sıralarında, öğretmenler bizimle tek tek ilgilenirken bunu pek sorun etmemiştim fakat, devlet okuluna geçip “kayıp bir öğrenci” olarak devam ettiğim ortaokul ve lise dönemimde yıllarca trigonometriyi, logaritmayı ya da Pi’yi görmezden gelmeye çalıştım. Fakat olmadı.

Pi’yi 3,14 mü alıyoruz yoksa 3 mü hocam?”

Sevemedim arkadaş şu Pi’yi. Hayır, öğretmene “ne demek bu hocam? Nedir yani, bi açıklayın önce bu sayıyı” desen, “ukalalık yapma da işine bak” der geçer çünkü kendisi de bilmiyordur.

Öğrendim ki bugün Dünya Pi Sayısı günü imiş. İlk kez Pi’yle bu kadar ilgilendim herhalde. Facebook yahut twitterdan gördüğüm kadarıyla millet sadece yazmış olmak için “pi gününüz kutlu olsun ehe mehe!” yazmış.

14/3 yani 14 mart “3,14”ü bize anımsatması için seçilen bir günmüş. online ansiklopediler dışında Türkçe kaynak göremedim pek, konuyla ilgili.

Milattan önce 2000 yılında eski Mısır ve Babil kaynaklarının yanı sıra İncil’de ve Tevrat’ta da pi sayısından bahsediliyor.

Pi’nin modern sembolü de ilk kez 1706’da William Jones tarafından kullanılmış.

Ülkemizde ODTÜ’de 2007 yılında kutlanmaya başlamış ve her yerde matematik ya da pi sayısını ezberleme etkinlikleri yapılıyor. Aferim, iyi yapıyorlar ama bu şekilde ancak hali hazırda matematiği seven bi avuç insan ilgilenir bu günle.

Oysa dünya genelinde, benim gibi sosyal dersleri daha kuvvetli, ya da herhangi bir alanda kuvveti olmayan öğrenciler için “pi”yi sevdirme günü ilan edilmiş 14 mart.

pigünü2007

Bu özel günde öğretmenler ve öğrenciler sınıfta partiler veriyor, Pi’den bahsediyor, Pi temalı bir takım ekşınlar düzenliyorlarmış.

Pi’den pasta/kek yapma, meyvelere “pi”oyma olsun, efendime söyleyeyim “Pi” temalı tişörtlerle gezmek gibi.

pisayisi3

pisayisi1 pisayisi2

Barack Obama bile, mola verdiği restoranında “strawberry pie”ını bir çocukla paylaşarak, günün anlam ve önemine katkıda bulunmuş. 

Ezberlemek isteyene kolaylık olsun diye bir de şarkısını yapmışlar

Bu arada negzel bi tesadüfmüş ki 14 Mart, aynı zamanda Albert Einstein’in doğum tarihi oluyor!

albertbirthday

En azından Pi ile ilgili bir şeyler öğrenmeme sebep olduğu için de google arama motoruna teşekkürü de bir borç bilirim!

Happy Pi Day!

“Kitaplarla kişisel gelişilir mi?” vs. “Wayne Cook Duruşu”

Kişisel Gelişim son derece moda bir konu olduğundan herkes bu konuda bir şeyler yazdı, “Nasıl işinizi büyütürsünüz” “mucize diyetle forma girin” “kolayca zengin olmak hayal değil” türü yazılar interneti , kitaplar rafları doldururken aslında bana sorarsan-ki yeterince kişisel gelişim yazısı/kitabı okuduğumu düşünüyorum- çoğu kirlilik.

Yeni Başlayanlar için Aykut Oğut stayla Kuantum Olumlama 

Aykut Oğut’un Dharma Yayınları’ndan çıkan Evrenden Torpilim Var adlı kitabıyla başlayan furyaya epeyce yazar katıldı. Okudum ve bence kitap Amerika’yı yeniden keşfetmiyor, çok özel bir bilgi vermiyordu ama inanılmaz ilgi gördü. Sonrasında Ayna kapaklı kitap ve son olarak da eşi Esra Oğut’la birlikte yazdıkları “Bu Egoları Şişirsek de mi Saklasak” çıktı.

aykuttesraa

İşin enteresan yanı, iyi oyuncu, Amerika’da Hollywood stüdyolarında dublaj yapan, en iyi erkek oyuncu ödülü alan biri olarak anlatıyor kendisini ama  hakkında imdb’de dahi pek bilgi bulamadım. Yazar kimliği çok daha ön planda. Bir de Ay-Ra şehri adında, kişisel gelişim siteleri var kendilerinin, ki o da danışmanlık ücretleri gibi (bana göre) epey tuzlu bir kayıt ücreti karşılığı hizmet veriyor.

Kitaplarında  kuantumu, olumlamaları vs çok yüzeysel anlattığını düşünsem de yazılarının en iyi kısmı, yaşı, eğitim seviyesi ne olursa olsun herkesin anlayabileceği bir dil kullanması, basite indirgemesi benim de hoşuma gitti. Zira kuantuma ilgi duymayan insanlar için başlangıç seviyesi işlevi görmüş. Doğrudan çift yarık deneyi, Schrödinger’in kedisi, paralel evrenler dese kimse ilgilenmezdi.

Darel Rutherford’dan “Çözüm Olmak”

Aykut Oğut’un “hocam” diye bahsettiği Darel Rutherford’un kitabı olan “Çözüm olmak”ı inceleme fırsatım oldu. Daha ayakları yere basan bir kitap gibi geldi bana.

cozum-olmak

Kitabı, bir D&R’da inceleme, bir kaç sayfasını okuma fırsatım oldu. Örneklemeleri, yol gösterme şekli hoşuma gitti. Türkiye’de de istediğinden âlâ bir PR fırsatı elde etti öğrencileri sayesinde.

Kızıl ve sempatik beyin formatçısı; M. Barış Muslu “Yıka Beynini”

Kitabı bu sene aldım ama aylardır bitmedi, bana biraz zor geldi galiba. Bu işler sabır işi. Neuroformat/Nöroformat önerisiyle karşımıza çıkan kitap, Amerika’da NLP eğitimi almış ve kendi sistemiyle beynimizi formatlayarak inanılmaz değişimler yaşayacağımızı iddia ediyor. İçinde gerçekten ilgini çekebilecek bir şeyler bulacağına eminim.

“Kocama dün nerdeydin diye sorayım bakalım, sola mı bakacak sağa mı?” Kitabın amacı tabi ki yalan yakalamaya çalışmayı öğretmek değil.  Okuru daha çok sağ taraf, tasarlama kısmı ilgilendirmeli. amacımız değişmek. Kim olduğunu, ne olduğunu ya da olacağını tasarladıktan sonra “olmak” mümkündür der kitap.

Wayne Cook duruşu da beni şaşırtan bilgilerden biriydi. Denedim fakat dikkatimi mi veremiyorum desem, yoksa komik mi geliyor bilmiyorum, tam kullanamadım bu duruşu amaca yönelik.

waynecookdurusu

Hanım kızımız yoga falan yapmıyor, Bu çaprazlama duruş, disleksi ve kekemelik tedavisinde kullanılıyor. Ellerini ve ayaklarını çaprazlama tutarak yapacağın olumlamaların daha etkili olabileceği söyleniyor. Bu duruşun amacı, Corpus Callosum‘unu harekete geçirmek. İngilizcen yoksa bile izlemeni tavsiye ederim, bir fikir verebilir;

Bu ve bunun gibi daha bir çok bilgiyi kitapta bulman mümkün. Bence piyasadaki elle tutulur bir şeyler anlatan, hayal dünyası yerine bilimsellik içeren bir kaç kitaptan biri budur. Yani okuma sırasında sondan başla.

PS: WAYNE COOK duruşuna epeyce ilgi var gördüğüm kadarıyla. Eğer duruşun nasıl yapıldığıyla ilgili görüntülü ve daha açıklayıcı bilgi almak istersen, bu yazımdaki Nil Gün videosunu izle, isim olarak bahsetmiyor ama üstteki fotoğrafa benzer hareketi göreceksin. ilk videoda 01:04:00 te ve 01:10:00da değişik versiyonlarını  bulacaksın.

Bir Takım Lüzumsuz Bilgiler veya Yüzünüzde Nasıl Ensest yaptılar.

Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi favori kitaplarımdan biri oldu. Okuyup şaşırdığım onlarca bilgi olsa da sıkmadan, seçtiklerimi paylaşmak istiyorum.

  • Ayılar kış uykusuna yatarken anüslerini otla tıkarlar. dişi ayı uykuda doğurabilir. yavruların her birinin babası muhtemelen farklıdır.
  • Kutup ayıları diş macununu o kadar sever ki bir tüp diş macunu emmek için kampları basıp herşeyi yerle bir edebilirler.
  • Yeleler, erkeklik sembolü değildir. Burun kıllarının aslanlardaki karşılığıdır.
  • Erkek aslan zorunlu olmadıkça avlanmaz, işi dişilere bırakır. Sıra yemeğe gelince açgözlülükle leşe saldırır. Her aslan kendi hesabına çalışır
  • Arılar insan yüzünü tanıyabilir. Eğitilebilir, hızlı öğrenirler. Yemek ve kovanın nereye kurulacağı konusunda birbirleriyle tartışırlar.
  • İskandinav otomobil üreticileri araç test etmek için Amerikan geyiği kullanır. Zira pek çarpılası bir hayvan değildir. (Sanırım şöyle becerileri var kendilerinin)
  • Genç albatros kuşu ilk havalanışında hiç inmeden 10 yıl uçabilir. Çiftleşmek için durur. Eşini ömür boyu bırakmaz. Karşılaşınca selamlaşır.
  • Akrebin doğum sancıları günlerce sürer. Bazen yavrularını atıştırabilir. Üstüne alkol dökünce ya da etrafında ateş yakınca kendini sokmaz.
  • Romantik erkek akrep dişiyi havaya sokup çiftleşebilmek için sokar, bir süre dansederler, kıskaçlarını kilitleyerek çiftleşirler.
  • Yüzünüzde şu anda ensest var! Siz bu satırları okurken dişi uyuzböceği kirpik diplerinizdeki 10 yuvada yavruluyor, sonra da onlarla sevişiyor.
  • Ahtapotlar zeki ve beceriklidir. Örneğin kavanoz açabilir. 2 ayak üstünde yürüyebilir. iskeleti olmadığından göz bebeği kadar delikten geçebilir.
  • bi ahtapot diğerinin cinsiyetini anlayamaz, yan yana gelince hemen sevişmeye başlar,eğer 2 erkekse 30 saniye sonra ayrılıverirler.
  • Ağustos böcekleri sizin romantik ortamınıza katkısı olsun diye ötmez, azgın dişiyi çağırma şarkısıdır o, erkek korosu seslendirir şarkıları.
  • Deniz ineklerinin üç beşi bir araya geldiklerinde “takılırlar”. Kaçının dişi/erkek olduğu ya da hangisinin hangi cinsle takılacağı önemli değildir.
  • Hepsi ve daha fazlası için Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi serisine kapılıp gidebilirsin. Ben okurken eğlenmiştim.