Nevrotik Hanımın Otohipnoz Denemeleri


Dediğim gibi, küçüklüğümden beri , çok meraklıyım bir takım bilimsel ve bilim dışı deneyimlere. Duru görüye, levitasyona vs kaçınız inanırsınız bilemem ama artık hipnoz bilimsel bir şey ve ameliyatlarda bile anestezi yerine kullanıldığı yerler var.
Ben, otohipnoz (yani kendi kendini hipnoz edebilme) diye bir şeyin mümkün olduğunu öğrendiğimde havalara uçmuştum ve sevgili uzmanıma ilk kez bunu öğrenmek için gitmiştim.
Otohipnoz, bilinçli bir hipnoz çeşidi tabii ki. Kendi kendimizi bilinçsiz hallere sokup uyanamamak biraz trajikomik olurdu zira.

424e49
Bunu gerçekleştirmek için, öncelikle loş bir odada, rahat bir koltuğa uzanmak ya da oturmak gerekli. Ama kollar, bacaklar, kafa rahat bir pozisyonda olacak. Ve tabii ki vazgeçilmezimiz; müzik… Bilinçli halimizde Demet Akalın’dan “Türkan”a bayılıyoruz belki, ama amacımıza pek uygun olmadığından, Youtube’dan meditasyon müzikleri diye aratmak iyi olabilir. Karunesh benim favorimdir bu anlamda. Hadi elime üşenmeyeyim, ekleyeyim.

Evde yalnız değilsek içerdekileri “bi efendi olun, sessiz kalın, kapımı da çalmayın” diye uyardık. Müziğimizi açtık, ışığımızı ayarlayıp koltuğumuza uzandık. Biliyorum zor ama, bir kaç dakikalığına “Faturayı ödemiş miydim?” “Berkay hala aramadı bak kim bilir nerde?” sorularını kafamızdan atalım, konsantre olabilmek çok önemli. Kendimizi tamamen rahat hissettiğimizde derin bir nefes alarak başlamalıyız.
Açın gözünüzü, doğrulun koltuğunuzdan iki dakika: bu araya sokuşturmam gereken bir şey var, aldığınız nefes her zamanki daracık nefes ise istediğim şey o değil. Göğsünüz yerine karnınıza çekmelisiniz. Diyafram nefesi yani. Hani yogada, şan derslerinde falan da kullanılır. Yapabildiğinizden  emin olmak için ayakta dururken karnımızın üzerine elimizi koyabiliriz, bir nefes alıp bakın bakalım göğsünüz mü şişip iniyor; yoksa karnınızın üzerindeki el, doğru yaptığınızı işaret ediyor mu… Aynı şekilde elinizi belinizin hemen üzerine koyarak da kontrol edebilirsiniz bu bölgeyi.Hadi yapamadıysanız bir de burayı izleyin…

İyi, çabucak öğrendiniz. Şimdi uzanıp gözümüzü kapatarak işte bu dediğim nefesi burnunuzdan çekip ağzınızdan vererek 10 kez tekrarlayın. Kendinizi yemyeşil çimlerin üzerinde kuş ya da suyun akış seslerini dinlerken düşünün. Hemen ayağınızın dibinde aşağı doğru inen bir merdiven görüyorsunuz. Merdiven, 10 basamaktan oluşuyor. Başlayın yavaş yavaş o merdivenden inmeye. Sesli olarak sayabilirsiniz bir yandan. Her basamakta 2 saniye durarak. 10…9…8…7..6..5…4..3..2..1…
Karşınıza bir kapı çıkıyor. Tamamen hazır olduğunuzda girin kapıdan içeri. Burası sizin zihniniz. Bomboş bir oda olmalı. Duvarların rengini, odanın şeklini siz düşünün. Ama aynı şu anki karmakarışık zihniniz gibi ıncık cıncık doldurmayın odayı. Belki 1-2 koltuk, (yine rengiyle şekliyle hayal edin.) Bir masa yeter.
Kendinize sormak istediğiniz sorular var mı? Sorununuz olan insanlar? Kalbinizi kırmış ya da öfkelendirmiş birileri? Odaya alın, karşınızdalar. Konuşun. Boşaltın içinizi. “Senin ben…” diye başlayıp küfür edin demiyorum. Yapabilecekseniz soru da sorun, kendinizi onun yerine de koyarak cevap verin… Bittiğinde size, rengine yine sizin karar vereceğiniz bir uçan balon vermesine müsaade edin. Ve sıradaki gelsin
Elinizde epey balon birikmiş olmalı. Şimdi tekrarlayın, “artık çok daha huzurlu, içim rahat bir şekilde bu odayı terk ediyorum.” Hazır olduğunuzda girdiğiniz kapıdan çıkın elinizde balonlarla. Bu kez yukarı doğru aynı yavaşlıkla çıkıyoruz merdivenleri. 1…2..3..4…5..6..7..8..9..10
Yine yemyeşil çimenlerin üzerindesiniz, yine kuş cıvıltıları duyuyorsunuz, rüzgarın yüzünüze vurmasına aldırış etmeden yakındaki tepeye doğru gidin.
Herkes için ayrı renkte balonlarınız elinizde. Balonlardan birini seçin…
“X…
Ben seni affettim. Ben kendimi affettim.
Sen özgürsün. Ben özgürüm.
Seni serbest bırakıyorum. Seni affediyorum. Hayatımda olman gereken dönemde bana eşlik ettiğin için teşekkür ediyorum. Şimdiyse seni sevgiyle gönderiyorum…”
Tahmin ettiğiniz gibi, balonu gökyüzüne bırakma zamanı…
Elinizdeki tüm balonları bıraktıktan sonra derin bir nefes alıp gözlerinizi açın.
Otohipnoz uzmanı değilim elbette, hatırladığım kadarıyla ve kendime göre yazdım ama özellikle içinde başkalarına karşı öfke biriktirenler için güzel bir yöntem. İlk başta yapılanlar ya da söylenenler komik gelebiliyor, dikkatimi toplayamayıp koptuğum çok oldu. Galiba ben kendi öfkelerime, öfkelendiklerime kıyıp da bırakamıyorum bir türlü. Ama bunu yanında göz yaşları içerisinde kalan insanlar olduğunu da duymuştum. Umarım tek başına yapabilenlerin işine yarar.
Sevgiyle, ışıkla efendim…

42538e

Reklamlar

Enerji temizliği deneyimim: “Yüksek Benliğim ve Ben”

10-11 yaşlarındayken odamdaki divanın altında onlarca “Bilinmeyen” dergisi bulmuştum. Levitasyon, arada kalmış bedensiz ruhlar, Kirlian fotoğrafçılığı, astral seyahat, duru görü derken kendimi çatal kaşık bükmeye ya da yerden desteksiz havalanmaya çalışırken buldum.

Görmüş olduğunuz Rus teyze, yeteneğini onlarca kişinin önünde, fotoğraflatarak kanıtlayanlardan, keza Uri Geller de dünyayı dolaşıp herkesin gözü önünde kaşık bükerek ödüyor faturalarını.

Babam zamanında metafizik cemiyetindeyken almış bu dergileri, fakat sonraları cemiyette ona da saçma gelen şeyler olmaya başlayınca ayrılmış, dergiler divanın altına atılmış. Bu tip konularda inanılacaksa bile insanın çok ölçülü, kontrollü olması gerekiyor bence.

Yoksa kendini kaybetmek an meselesi. İyisi mi diyorsun, ÖSS’ydi, kariyer sitesinde CV doldurmaydı derken zaten hayat 20lerin ortalarına geldiğinde epeyce “ciddi”leşiyor, benim için de öyle oldu. Uzun yıllar bu mevzularla ilgilenmedim.

Genelde başım çok ağrır, doktora giderim, ağrı kesici yerine antidepresan yazar, boynum tutulur 1 hafta yataktan doğrulamam, fizik tedavi uzmanına giderim “hayatta her şeyin kusursuz olmasını bekleme, boynunda bir şey yok, adalelerini kasmışsın” der. Her kapı psikolojimize çıkıyor kısacası. Devlet hastanelerindepsikolog imkanı pek olmuyor, psikiyatriste gittim bir kaç kez, sonra özel hastanede psikolog ve psikiyatriste devam ettim. (hatta o maceranın konusu bu yazımda.)  Neyse, zaman geçti, bir arkadaşımın tavsiyesiyle bu kez Davranış bilimleri uzmanı ve varoluş terapistine gitmeye başladım.

Velhasıl, enerji, kuantum, telkin işlerine yeniden el atışım da 2 seneye tekabül etmekte. Kendimi tamamen fiziksel dünyaya kaptırmışken yeniden gözle görülmeyenlere odaklanmak insana sıkıntı veriyor ve inancım da kalmamış sanki. Bir de devam ettirememe sorunum var.

Örneğin EFT çalışmaları(vücudun bazı noktalarına küçük ve ritmik vuruşlar yaparak olumlu telkin cümleleri söyleyip 21 günde yeni alışkanlık  geliştirmek) gerçekten bir takım insanlarda işe yaradığını bildiğim halde 1 kez yapıp bıraktım. Zayıflamak, lisan öğrenmek ve kim bilir zorlandığımız nelere çözüm olabilecek bir teknik aslında… Yapabilseydim EFT sorunun (devam ettirememe) kendisine bile bir çözüm getirebilirdi.

Uzmanımızın geçmiş yaşam terapisi ya da enerji temizliği ile ilgili toplu çalışmaları da bulunmasına rağmen ben özellikle uzak durdum bugüne kadar. Son seansımız biraz enteresandı ve özellikle bunu paylaşmak istedim.

Öncelikle rahat bir koltuğa uzandım, üstüm örtüldü, ellerimi kalbime yakın yerlere koyup gözlerimi kapattım. Sonra yüksek benliğe hitaben sorulan sorulara parmaklarından içinden gelen herhangi birini kaldırarak cevap verdim. (Nasıl oluyor dersen, bilmiyorum. Aklımdan geçen parmağımı kaldırdığımda “evet” mi “hayır” mı demek oluyor, yahut aslında hangi parmağını kaldırdığının önemi yok mu bilmiyorum.)

Sonra ayak bileklerimden başlayarak vücudumdaki çakralarda nasıl ne renk, ne şekilde enerjiler hissettiğimi ve bunların ne zamandır orda olduklarını belirlemeye çalıştık birlikte. Örneğin sol kolumda soğukluk, bacaklarımda gerginlik ve gri bir enerji, göğsümdeyse daralmaya sebep olan pembe bir enerji tanımladım. Sonra bunlar üzerine telkin cümleleri kullandı. İçimden gülmek geliyor açıkçası böyle durumlarda.

Neyse, seans sonlandı, terapitsim “bazı cümleler yazacağım ve bunları tekrarlamanı isteyeceğim” dedi ama “hiç boşuna uğraşmayın çünkü yapmayacağım, inanmadan da bir şey yapmak istemiyorum” dedim. Gerçekten de biliyorum kendimi. “O zaman bir kaç gün sonra haberleşelim” dedi.

O gece yastığa başımı nasıl koyduysam sabah öyle uyandım dostum. Bunun nesi garip dersen, kendimi bildim bileli burnumdaki tıkanmadan dolayı uyuyamam ben, ya da sık sık uyanırım, derin uykuya hiç geçemem, ameliyat bile oldum ama bir değişiklik olmadı. Fakat nasıl olduysa işte 4-5 gecedir uyuyorum. seans sırasında bahsi geçen ve beni gülümseten “ışıklı varlıklar, onlar, bunlar” mıdır bunun nedeni, ya da psikolojik olarak mı düzeldi bazı şeyler bilmiyorum açıkçası ilgilenmiyorum da. Gerçek olan açık bir nefes yoluyla uyanma duygusunu yaşamak.

Bu hakikaten inanılmazdı.

PS: bu yazımda bulunan Nil Gün Psiko Kinesiyoloji 1. videosunun 55.. dakikasında da benzer bi şey göreceksin. Bu sistem ağrılar için de kullanılıyormuş. Bu arada ilginç bir bilgi, vücudun sağ tarafındaki ağrılar her şeyi kontrol etmeyi sevenlerde, kontrolü kaybetme korkusu yaşayınca olurumuş, sol taraf ise yaratıcı gücünü kullanamadığınızı hissettiğinizde yaşanırmış. Sırttaki ağrılar geçmişteki kıskançlık, kızgınlık, affedemeyiş sebepliyken ön taraftaki ağrılar da şimdiki anın içerisinde yaşanan sorunlardan kaynaklı. Böylece sağlı sollu girişen ağrılarımın sebebini de çözdüm, sende de varsa videoların tamamını izlemende fayda var.