Şile vs Kabakoz

PhotoFunia-1c75e3cNihayet bir defalığına, zaten gereksiz olan yarım günlük mesaim kendi kendini imha etti. iş arkadaşımın hastalığı nedeniyle kendi kendimi de cumartesi ofise gitmekten  kurtardım!

Bir gün önce iptal etmek istediğim motorsikletle Şile’ye gitme planımı erkene aldım ve vakitlice yola çıktık. Motorla ilk tecrübem, hevesimi kırmak istemeyen kuzenimin sevgilisinin beni alıp Moda’dan Kadıköy’e getirmesiyle olmuştu. Ama mevsimlerden kıştı, ve hayatımın en uzun farenjitini yaşadım. İkincisiyse Gayrettepede ahmak ıslatan yağmurunun altında adres sorduğum kuryenin halime acıyıp beni kebapçı motoruyla gideceğim yere bırakmasıydı. O da 3 dakika sürmüştü.
PhotoFunia-1c946cb
Evet, motorsikletle ilk kez uzun yola çıkacaktım, fakat tam bir extrem spor cahili gibi çok bol şortlu tulumumla gitmiştim.
Tam da tahmin ettiğim gibi yolda binek araçlarından kamyonlara kadar çeşitli şoför ve yolculara, çeşitli bölgelerimden dekolteler verdim. Verdim ama neyse ki kasktan dolayı çok utanmadım.
Kafam doludur. Odaklanma problemim vardır. Bu durumdan nefret ederim. Otobüsle bi yere gidiyorsam, mesela o yolun 10 dakika süreceğini biliyorsam dalıp gitmelerimin ardından sıçrayarak kendime gelirim ve “1 saat olmuştur kesin geç kaldım” diye düşünürken daha 5 dakika olduğunu fark ederim. Yoga yap dediler, hoca gevşettikçe gevşetti; salonda uyuyakaldım. Spora git dediler, koşu bandında 8’le koşarken kafamın içinde bir takım insanlarla, kalp kırıcı monologlu tartışmalar yaşadım.
Diyeceğim o ki dostlar, Motorsiklet adamı ensesinden tutup sarsıyor bu anlamda. Tek düşünebildiğin şey tutunmak… Kurabildiğin tek hayal “şuracıkta kaza yaparsak ne olur?” Olsun, bu da benim için yeterliydi. Hatta bir süre sonra korkum geçtiğinde ellerimi yana açma artistliğinde bulunmaya kalktım ki kollarım o hızla 90 derece arkaya doğru kıvrılınca tekrar tutundum kalbim delice çarparken.
Kıvrıla kıvrıla Şile’ye geldik.
kabakoz
İlk istikametimiz Kabakoz’du… Şile’ye bağlı ve enteresan bi şekilde sonradan keşfedilmiş bir yer değil, Şile’nin en eski yerleşim yerlerinden biriymiş burası. Bizden başka kimse yoktu.
En güzel yanı da Şile’nin aksine burada suyun durgun olmasıydı.
 Hazırlıklı gelmiş olan arkadaşlarım sayesinde, şnorkellerimizle su altını görme fırsatımız da oldu. Keşke yosun ve su altı bitkisi fobim olmasaydı da kayalara yaklaşabilseydim. Tam fotoğraflık bir yer.
Günün sonunda kendi çöplerimizi toplarken tabii ki gezi ruhuna nail olan insanlar olarak deodorant, sabun, çocuk terliği, çamaşır suyu, bira kutusu gibi, gelenlerin güzelim sahile atmakta sakınca görmediği garip çöpleri de topladık.
2013-08-03 18
Buranın köylüsü olsam turistler buraya inmesin diye elimden geleni yapardım herhalde.
Ardından Şile’ye geldik. Daha önce 1-2 kez gelmiştim. Aklımda pahalılığıyla ve hatır hutur ısıran su böcekleriyle kalmıştı. Hiç çekici gelmez o yüzden.
Çadırda kalmaktan kıl payı kurtulunca burada ne pahasına olursa olsun çatılı ve duvarlı bir yerde kalmayı kabul ettim. Kaldığımız yer, gönül isimli tatlı bir ablanın eviydi.Evin numarası yok, konaklama yeri olduğuna dair hiç bi şey yok. Sanırım sadece bilenler geliyor buraya. Kendileri alt katta yaşıyorlar, üst katlarsa kirada.
Çatı katına çıktık. Bilseydik burada rakı balık yapardık dedirten cinsten bir balkonu var, tam Şile limanını görüyor.
IMG_20130803_210900 A çatılı yerlere de ayrı bir sempatim vardır zaten.
O odayı daha fazla yaşamak isterdim açıkçası, fakat gezeceğimiz yerler olduğundan güzel bir kahvaltıyla odaya veda ettik.
İlk kez gördüğüm Şile Feneri gerçekten güzeldi Hatırladığım kadarıyla daha önce fener de görmemiştim zaten. Müzeye dönüştürülmüş aynı zamanda. Gerçekten güzel bir yer.
PhotoFunia-1c76d5b PhotoFunia-1c66759
Sonraki durağımız Akçakese oldu. Plaja yanaştığımızda yandaki arabadan bir abla seslendi Ve benim bir Belgin Doruk havasına bürünmemi sağlayan canım güneş gözlüklerimin yola savrulduğunu, farkında olup olmadığımı sordu.
Paramparça olmuşlardı tabii. Bir daha motora binerken gözlüğümü tişörtüme asmamam gerektiğini de öğrenmiş oldum.
Akçakese, Şile’nin pahalılığından epey nasibini almış bir yer. İstanbul yakınlarındaki herhangi bir günübirlik kaçış mekanı. Çardakta masa kiralamak 30, 2 şezlon bi şemsiye edinmekse 25 TL’di. Çeşme’yle aynı nerdeyse. Gölgeye mecbur olduğumuz için paşa paşa aldık tabii.
Denize ikinci girişimizde, arkadaşımın baldırında kocaman bir böceği görünce sudan nasıl çıktığımı şaşırdım, her yerimiz yüzlerce böcekti. Hayrettir ki beni ısırmadı. Denize son girişim, kavrulup kızarmamın da sebebi oldu bu böcekler.
Vakitlice toplanıp, çok bol şortunu giyip, güneşin altında kızdırılmış ikibuçuk litrelik kolalarını höpürdetirken beni, onu, tüm kadınları izleyen bir takım hödüklerin markajından çıktım.
son durağımız Karamandere, Saklı Göl oldu. Ördekli, kazlı, inekli, keçili, yılanlı gerçekten doğanın içinde şukela bir yer inşa etmişler. Masadaki güpgüzel böcekler de cabası. Makro objektifimiz bize şahane kareler edindirdi.
PhotoFunia-1c9f454 Fiyatları da uygun sayılır. Köye giriş çıkışta yerimiz olsa mutlaka köy yumurtası ve organik sebzelerden alırdım. Araçla gidenlerin aklında olsun.
Dönüş yolculuğumuz nispeten daha soğuk bir havada olduğundan sıkıca giyindim ve motorsikletle imtihanım da Kadıköy Deniz otobüslerine geldiğimde, beni kas gevşeticilere havale ederek son buldu. bi daha uzun yola motorsikletle gider miyim? giderim.
PhotoFunia-1c6487d