Aya İrini, Piknikçi Teyzeler eşliğinde Antakya Medeniyetler Korosu Konseri…

Başlığı ödünç veren iyi dost Mehmet’e teşekkür ederek girizgahımı yapıyorum. Hazır başlığa kondum.

Evet, dün akşam klasik “yiyelim içelim çılgın tempolarla coşalım” yerine huşû dolu bir cumartesi geçirmek kısmet oldu.

Bilmem ne kadar zaman önce Cem Hakko’nun düzenlediği, Vitali Hakko’nun ölüm yıldönümü anma gecesinde, Nakkaştepe’deki Vakko binasında  izlemiştim ilk olarak. Ama bir nevi yas programı olduğundan, molasız, sohbetsiz, metronomu düşük şarkılardan oluşan repertuarla hafiften kalp ritmimiz yavaşlasa da yine tüylerimizi diken diken etmişti Medeniyetler korosu.

Peki kimdi bu adamlar? Neden New York’tan Pekin’e, efendime söyleyeyim Paris’ten Oslo’ya Dünyayı turlayıp bir ilk olarak 3 dinden ve çokça mezhepten oluşan bir topluluk olarak kendi inançlarına ait ilahileri hep beraber söylüyorlar ve tek kuruş kazanmadıkları gibi bir de üyelik aidatı ödüyorlar?

Hem de bunca çeşitlilik içerisinde kin, kıskançlık, ihtiras, çekememezlik nasıl olmaz?

medeniyetlerkoroyılmazhoca

Galiba Ekibi toplayan şef Yılmaz Özfırat’ın da dediği gibi bunun için Antakya’nın toprağına basmak, suyundan içmek, sadece bir duvarın ayırdığı kilise ve caminin çan ve ezan seslerine kulak vermek gerek.

Kardeş Olun Ey İnsanlar, Ali Ali Mevla (Alevi), Azra-u Ummel İlleh (Ortodoks),Sarı Galin (Ermeni), El Adon (Musevi),Lav Da Te Dominum (Katolik), Salat-ı Ummiye (Suni), Yine Dertli Dertli (Alevi), Ya Rabbal Kuvvat (Ortodoks), Haleluya-Jubilate Deo (Katolik), Sasna Şaran (Ermeni), Hava Nagila (Musevi), Erler Demine (Suni),Dar Hejiroke (Kürtçe), Memleketim yer alıyor repertuarda, ama zaman değişebiliyor da.

Medeniyetler Korosu, tam bir butik kültür mozaiği örneği. Koro içinde rahipler, imamlar, rahibeler, kuyumcular, öğretmenler, öğrenciler, emekliler ve serbest meslek gruplarından kişiler var. Gönüllü olarak projede yer alıyorlar.

Bu güzel toplulukla tanışıklığım bulunması sebebiyle genelde davetiyeyle girilen bu konseri dinleyebilen şanslı azınlıktan oldum. Azınlık şanslı olsa da görgülü değildi malesef. Aya İrini gibi uhrevi bir mekanda, arkamda oturan ablayla oğlu, poşetten haşır huşur çıkardığı simite peynirini tereyağını özenle sürüp yedi konser başlayana kadar (neyse ki devam etmediler.)

Fakat sonrasında onlar öne geçtiğinde arkamıza yerleşen gruptan sonra o ablanın boynuna sarılasım geldi gerçekten.  Arkamızdaki grup belli ki, alelade günlerinde C grubu izleyici kitlesi olarak Müge Anlı veya Seda Sayan izlerken çekirdek çitleyen ablalar.

Olabilir, anlarım.

Ama ablacım, bu davetiyeyi sana kim verdi de sen konser boyunca gaarç guurç diye sandalye çekmekle kalmayıp  “Saaadeeeeğt!! EBBRUUUU!! GELİN GELİN BURADAN DAHA İYİ GÖRÜNÜYOR”

“ŞŞ BANA BAK TUVALETE Mİ GİDECEN?” diye birbirine ölümüne bağırıp seslenip kendini adeta evinde hissediyorsun?

O da yetmiyor, bir Allah u Allah olsun, bir Hallaluya olsun, güzelim ilahilere kendimizi kaptırmaya çabalarken telefonun acı acı çalıyor… (Çalabilir…)

Açıyorsun… (Açabilirsin, sessizce şu an konserdeyim sonra konuşalım dersin hani görünüşünün aksine ev hanımı değil de çok yoğun bi iş kadını falansındır belki.)

Ama… Konserin sesini bastırmak için kreşendoyla yükseldikçe yükselen iğrenç sesinle “OOĞLUUM YAĞIIZ.. NE OĞLUM? HEE TİŞÖRTÜNÜ MÜ BULAMADIN? ÇEKMECEYE BAAAAĞK ORDA GÖRMÜŞTÜM!” diye bağırmaya ne hakkın var ya?

Sonunda +-sonsuz sabırlı iyi dost Mehmet  daha fazla sandalye çekmelere, yer değiştirmelere “kaysana azıcık mehtap da otursun”lara dayanamadı, arkasını dönüp “ABLA BİZ KAYALIM… KAYALIM MEHTAP DA OTURSUN BİTSİN BU İŞKENCE” deyip beni benden aldı… Peki ablalar sustu mu? Hayır.

Bir tanesi hafiften mahçup olmuş taklidi yapsa da konser sonuna kadar biz “kırk yılda bir sosyal ortam görmüş ev teyzeleri”ne maruz kaldık malesef.

Konser biraz geç başlasa da, gönümüzü almayı bildiler. Bir genç hemşirenin solo seslendirdiği Bülbül Kasidesi çok güzeldi, İmam olan koro üyesinin de uzun hava tadındaki soloları ürpertti gerçekten.

Yılmaz Hoca, şarkıların arasında çok hoş fıkralar anlattı, özellikle Hahambaşı İsak Haleva’nın müthiş bir hoşgörü örneğiyle kendisine anlattığı musevi fıkraları muhteşemdi…

Yahudi bir kadın, torunuyla deniz kenarında oynarken, Allah’ın hikmeti, dev bir dalga gelir ve dalga, torununu da alıp gidince kadın yalvarır “Tanrım, ne olur torunumu bana bağışla!”

Yine Allah’ın hikmeti, dev bir dalga gelir, çocuğu kıyıya atar, kadın torununa bakıp tekrar yukarıya bakar “Tanrım, bunun çantası da vardı…”

Ülkenin en zengin ve saygın adamlarından biri, öldükten sonra 15 milyon dolarını 5er milyon olarak Papaz, İmam ve Hahama pay eder ve kendisi için bu parayı en iyi şekilde kullanmalarını ister. Ölümünden sonra mezarının başına papaz gelir,

“sizin adınıza 3 milyon dolara bir kilise yaptırdım, artık sizin adınız sonsuza kadar yaşayacak, geri kalan 2 milyon doları da mezarınızın başına bırakıyorum.” der.

İmam gelir bu kez

“Sizin adınıza 3 milyon dolara büyük ve heybetli bir camii yaptırdım. Adınız, bu cami ile sonsuza dek yaşayacak, geri kalan 2 milyon doları da burada bırakıyorum.”

Son olarak Haham gelir ve ” Sizin adınıza 5 milyon doların bir kısmını repoya koydum, bir kısmıyla altın aldım. Ve paranızı 10 milyon dolar yaptım, size faiziyle iade ediyorum” der, 4 milyon doları da alıp gider.

Bir başka fıkra:

Bir papaz, bir imam ve bir hahama sorarlar: gelen bağışları, ibadethanenize ve kendinize nasıl adilce pay ediyorsunuz?

Papaz: “Yere bir üçgen çizerim, parayı yere saçarım, üçgenin içinde kalan kilisenin, dışında kalan benimdir.”

İmam: “Yere bir çember çizerim, parayı yukarı doğru atarım, çemberin içindeki caminin, dışındaki benim olur.”

Son olarak Hahambaşı der ki: “Ben şekil falan çizmem, parayı alıp gökyüzüne doğru fırlatırım; tanrı alacağını alır, yere düşenleri toplarım”

Yılmaz hocanın anlatımına yaklaşamam bile ama gayet eğlenceliydi…

Biraz sözlüklere göz attım, neler yazmışlar diye. Acımasızca eleştirilere gerçekten inanamadım. Vay efendim ilkokuldan halliceymiş de, yok aslında gayet ayrımcı ve politik söylemleri varmış da. He canım he, her şeye bi kulp bulun, gönül verilmiş, iyi niyetle yapılmış her işe çamur atın.

Kimileri KONUŞUR, kimileri YAPAR.

Kimileri-Aynı Yılmaz Hoca ve Medeniyetler korosu üyeleri gibi- üyelik aidatlarıyla İstanbul Çapa Tıp Fakültesinde babası ölmüş iki öğrenciyi okutur ve konser gelirleriyle de 30 yaş altı engellilere tekerlekli sandalye aldırır; kimileri de lairocse, mrslovett, de payens gibi anca bilgisayar başında bık bık eden sözlükçüler gibi uzaktan laf yetiştirir, hayatta bi şeye de el vermez, faydası dokunmaz.

Bu arada hiç beklenmedik konuklar vardı. Bir bakan beklerken, beş bakan gelmiş geceye.

Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, konuşmasında “en adaletli Hatay’lı” diye espriyi patlatarak Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e de gönderme yaptı, Sonra İstanbul ve Hatay Valileri çıktılar sahneye, yetmezmiş gibi Mali Dışişleri Bakanı’nı bile dünya gözüyle 2 metre mesafeden görmüş olduk. Çıkışta siyah elbiseli, telsizli adamların ve makam araçlarının arasından süzülüp evlerimize dağıldık.

Herkes, bir kez olsun izlemeli bu ekibi…

“Kişisel Gelişim Çok Güzel, Gelsenize!”

Genetik olarak sinirli, takıntılı, aşırı hassas, ruhsal zemini kaygan-gittiğim psikologlardan birinin tabiriydi bu- kompleksli ve ezik bir teenage dönemi geçirdikten sonra hasarlı devam eden yıllarda epeyce psikolog ve psikiyatr kapısını aşındırdım. Ne doktorlar ne ilaçlar derdinize temelde çare olamıyor.

Afrika’daki açları düşünüp önüme sunulan nimetlerden memnuniyet duymayı başaramadım, ya da kanserli çocukları düşünüp hayatın çok güzel olduğunu hatırlamam gerektiğinde 1-2 günden uzun sürmedi. Hep suratsızdım, bulduğum her fırsatta hep şikayetlendim. Kötü nefesimle çevremdeki herkesi boğdum. Ta ki “e yeter bu halim” deyip sazı elime alıp kişisel gelişimle ilgilenmeye başlayana kadar.

Sana beni gerçekten etkilemiş olan bir video seçkisi yaptım, belki hepsini gördün, belki de bazılarına rastlamadın. O halde başlayalım.

İyimserlikte 108 yıllık mihenk taşı. Alice Herz. 

aaliceherz

Teyzemiz röportaj yapıldığı sıralarda 108yaşını sürüyor. Bir yahudi, bir anne, bir piyano virtuozu-ve 2006’da ölene kadar piyano çalmış- ikinci dünya savaşından da nasibini almış, oğluyla beraber toplama kampına gönderilmiş ve güçlü duruşundan mı, şansından mı bilinmez, holokosttan kurtulmuş. 25 yılını kanserle geçirmiş.

Alice Herz Sommer röportajını Türkçe alt yazılı olarak buradan izleyebilirsin.

Pesimistlere Tokat gibi; Nick Vujicic

nnick-vujicic

Nick Vujicic. Bu güpgüzel gözlü, şahane gülüşlü adam, doğuştan kolsuz bacaksız ama ölümüne mutlu! Gülben Ergen gibi “magazinci görünce porselen dişlerini çıkaran” değil, yanlış olmasın. Samimi mutlulardan. Ve hayat dolu. Bize nispet yapar gibi.

Kısaca bi göz atmak isteyen varsa Nick’in hayata bakış açısı şöyle

Daha uzun ama etkileyici olanı, vaktin varsa Türkçe altyazılı olarak bunu izlemeni tavsiye ederim.

Ve şimdi de bu harika adam evlenmiş. Meraklısına, mutluluk pozları burada

Harika (mı) Çocuk Steve Jobs; Aç Kal, Budala Kal

sssteve-jobs

Apple’ın kurucusu Steve Jobs’ın biyografisini okuduğumda adama olan sempatim nerdeyse yok olmuştu. Apple’ın kurucusu, imac, ipod, itunes’un yaratıcısı olarak bilinen Jobs aslında sırtına basarak geçtiği insanların ismini anmayan bir patron olarak akıllarda kalmış. Bu küçük dedikodudan sonra her şeye rağmen beni benden alan bu konuşmasını bu bölüme koymadan olmazdı.

Kadife Sesli Kişisel Gelişimci Nil Gün ve Bedenin Bilgeliği 

nnilgun

Artık finale yaklaşıyoruz. Hep ecnebilerden gidecek halimiz yok; ülkemizde de konuyla ilgili çok değerli insanlar var. Sesiyle. anlatımıyla dünya tatlısının vücuda gelmiş hali gibi gözüken Nil Gün’den psiko kinesiyoloji semineri. Vücudunuz size fark etmediğiniz yorgunluğu, açlığı, sevmediğiniz yemeği, istemediğiniz sevgiliyi (bunu ben uydurdum) size söyleyebilir mi? Sanırım evet. Umarım linki kaldırmazlar da herkes yararlanabilir.

Üşenme, bunu da izle. Son zaten

Video önerilerim şimdilik böyle. Yine eklemeler yapabilirim. Takipte kal.

——————  fin————————