İşaret Dili Eğitimi ve Bir Takım Güzel İnsanlar…

Yazın 1,5 ay boyunca Kadıköy’deki Tasarım Atölyesi ve Engelsiz Pedal Derneği işbirliğiyle gerçekleştirilen İşaret Dili Eğitimine bir arkadaşım vasıtasıyla katıldım. Ve gerçekten işaret dili dışında da işitme engelliler hakkında da çok şey öğrenmiş oldum.

Bu eğitime hem işitme engelliler hem de bizler katıldık. İşitme engelli arkadaşlardan bir tanesi kendini tanıtırken bir yandan tercümanın söylediği cümle bizi şaşırttı: “Biraz İngilizce biliyorum” insan ilk etapta bir gülümsüyor önce. Ben şahsen dünyanın her ülkesinde işaret dilinin farklı olduğunu, onların da yabancı işaret dilini öğrenebildiklerini bilmiyordum. Uluslararası bir işaret dili varmış fakat sanırım çoğu kişi bilmiyormuş. Bir yandan dili öğrenirken tabii arada onlarla ilgili bazı bilgiler, sunumlar da gerçekleştirildi…

10516607_578064552310370_173261362478234195_n

İşitme Engelliler öğretmeni, bir kaç şey anlattı, içimizi acıtan…

Bir engelli öğrenciyle geçen bir diyalog mesela:

Napıyorsun, nasıl anlaşıyorsun ailenle, onlar biliyor mu işaret dilini?

Kardeşim anlıyor, biraz da konuşuyor, annem de biraz anlıyor ama kardeşim tercüme ediyor babamla hiç konuşmuyoruz…

Bir işitme engelli, tercümanla yürütülen bir cinayet davasından müebbet hapis cezası almış. Temyize gittiklerinde başka bir işaret dili tercümanıyla dava görülmüş ve cezası 4 yıla indirilmiş. Sırf para kazanmak için üstünkörü çeviri yapan o tercüman rahat uyuyor mudur acaba? Ve buna benzer çok örnek var, benim tüylerimi en çok diken diken edenlerden biri de şu; aile içerisinde tecavüz vakaları bir şekilde duyulup karakola vs yansıdığında mağdur kişinin çevirmeni de abisi, babası, akrabası.. Belki de suçu işleyen kişi. Davalar böyle aile içerisinde kapanıp gidiyor ve bu insanlar defalarca o iğrençlikleri yaşayıp kimseye anlatamayarak hayatlarını sürdürüyorlar.

Bir işitme engelli kadının Sağlık Bakanlığı’na yazdığı mektubu da okudular.  Eşi ve çocuklarıyla hastanede yaşadığı sorunları, kendisinin “engellilere tanınan öncelik” olmasına rağmen içeri alınmayıp azarlandığına ve ilgilenilmediğine dair. Hiç bir şey anlamadık mektuptan. Hatırladığım kadarıyla geçmiş, gelecek zaman kalıpları ve evde, evden gibi kelime ekleri de yok onların dilinde. “ben hastane gitti doktor olmaz der benim koca çocuk gelır orda almazlar içeri” tarzında cümlelerdi. Derdini bu kadar anlatabildiği için uğralıp bir işitme engelli tercümanıyla tekrar şikayetini sundu mu bilemiyorum… Noter işlemi yapılacağı zaman da bazı işaret dili tercümanları son derece keyfi ve uçuk rakamlar istiyorlarmış kendilerinden. Tabii ödemek zorunda kalıyorlar.

Şimdiyse işaret diliyle beraber, bize öğretmenlik de yapan 4 tane arkadaşımız da olmuş oldu engelsiz pedal derneği ve tasarım atölyesi sayesinde. Bu arada Engelsiz pedal sadece bu eğitimi düzenlemiyor. Önünde makam koltuğu bulunan isikletlerine atlayıp, zihinsel ve bedensel engellileri alıp İstanbul’da güzel bir boğaz havası aldırıyorlar örneğin.

Konuyla ilgili bir videoyu şurada bulabilirsiniz 

Bir görme engelli arkadaşla birlikte bu kez tandem bisikletleriyle Bodrum’a kadar gittiler. Her mola yerlerinde yiyeceklerinden konaklamalarına kadar onlara destek olan güzel insanlarla da tanıştılar. Bir görme engelli bisikletten zevk alır mı diye düşündüm bir an, sonra “rüzgarı ilk kez yüzümde hissettim” cümlesini duyunca O’ndan, sorumun gereksizliğini anladım… Son olarak da adalete dikkat çekmek için Avrupa’dan Türkiye’ye seyahat eden omurilik felçli bisikletçi Funda Müjde’nin hikayesiyle gündeme geldiler. Ekip O’nu, kara sınırı kapısında karşılayıp, Hollanda Konsolosluğu’na kadar bisikletleriyle eşlik etmeyi planlarken Taksim Meydanı’nda Türk Polisi bu grubu “sakıncalı” buldu ve İstiklal Caddesinden geçişlerini engelledi. Konuyla ilgili haberi burada bulabilirsiniz

Engelsiz Pedal’cılar bu gibi projelerle ses getirmeye devam edecek gibi görünüyor.

Ve O’nlara bu konuda farkındalığımı arttırdıkları için özel bir teşekkür.., Sayelerinde İşitme Engellilerin hayatına biraz daha yakından bakabildim.. İşaret diliyle birileriyle anlaşıp o anda yardım edebilirsem, onların hayatlarına en ufak bir dokunuş yapabilirsem bir gün, gerçekten mutlu olacağım. Ulaşmak isteyenler içinse derneğin facebook sayfası şudur  (Fotoğraflar TAK’ın sayfasından alınmıştır)

Reklamlar

Eylül; Cenin Pozisyonundan Çıkmak Zamanıdır…

Şubat ayında doğmama rağmen asla bir kış çocuğu olamadım. En azından iklimsel bazda. Hava azıcık eser, benim burun kızarır…

Ama şunu net olarak söylemek isterim ki, sonbaharın ve kışın gözünü seveyim. Yaz geldi mi herkese bir hararettir çöküyor, hiçbir şey yapası gelmiyor insanın. Müzeler, kültür merkezleri etkinliklerini ya kesiyor ya da da ağırdan alıyor.  Hele arkadaşlarının yıllık izinlerine kendi boşluklarını denk getirip bir tatil de yapamadıysan benim gibi, eylülü göz yaşlarıyla karşılamak işten bile değil. Şöyle bir “neler oldu bitti” diye yazmak istedim ben de, eylüle kavuşana kadar.

16 Temmuz Zorlu PSM Mercan Dede Konseri

zorlumercan

Mercan Dede’yi ilk kez 2012’de İstiklal Caddesi’ndeki Borusan’da dinlemiştim. Kendisinin ekip kurma becesini her zaman takdir ettim. O konserde misafir sanatçı olarak boy gösteren Mert’ten önceki yazılarımda bahsetmiştim sanıyorum. Kendisi yaşına göre takdire şayan bir perküsyoncu. Cafer Nazlıbaş’ı da bu konserde keşfetmiş ve kemâne nasıl ağlatılır ve hâttâ ağlatır öğrenmiştim.

Zorlu PSM konserinde ise yine Mert ve Ergün Şenlendirici ekipte ve as oyunculardandı. Sololarını dinlemek de büyük keyif oldu. Görsel açıdan da doyurucu bir konser oldu. Anjelika Akbar sahneye ilk geldiğinde kendi parçalarını çaldı, ardından zannediyorum hep birlikte bir doğaçlama performansı izledik ve kadın-erkek semazenlerden de bir performans sunuldu.

mercan-dede-konserleri-680x448

Harbiye Açıkhava’da tadından yenmez Tarkan, bülent Ortaçgil ve Birsen Tezer Konserleri

images (1)

Harbiye Açıkhava benim konser anlamında vazgeçilmez mekanım. o atmosferi bulabildiğim başka bir yer yok. Bu sene de Tarkan ve Bülent Ortaçgil&Birsen Tezer performanslarını kaçırmadım. Birsen Tezer dinlerken yoga yapmayı deneyeceğim bir gün, zira ben sessiz ya da enstrümental müzik eşliğinde değil sadece yönlendirmeli meditasyonla konsantre olabiliyorum ve bu kadın sesiyle insana sıkı sıkı sarılmak için doğmuş ve şarkı söylüyor adeta. Tek eleştirim, biraz daha özenli hazırlanması yönünde. Saçları ve makyajını kendi yapıyor sanırım, dev ekranda yüzü çok yorgun ve solgun gözüküyor. Ha, ben gözümü de kapatır dinlerim, o ayrı. Ve belki düet olduğu içindir ama bir “Hoşgeldin”i bizden esirgemese daha hoş olurdu. Bülent Ortaçgil desen yine tonton, yine “kafamı karıştırmayın” derdinde:) Kendi kafasında bir sıralaması var, e ordan burdan çığlık çığlığa şarkı istenmesinden de yoruluyor artık… Velhâsıl son derece keyifli usul usul dinledik kendilerini… (foto: istanbul.com)

tarkangece

Tarkan’ı ise ilk günlerde ve son günlerinden birinde performansının farklılığı yüzünden ona bir şey söylemek istemiyorum ama bana kalırsa enerji açısından çok farklıydı. 8-9 gün neredeyse durup dinlenmeden konser vermesinden mütevellit anlaşılabilir bir durum. Ama o dekor neydi öyle, evlerde bile bulunduramadığımız 30 yıl öncesinden kalan bir halı, kalın kırmızı kadife perdeler, kristal avizeler… 80’lerde akraba ziyaretine gitmişiz gibiydi. Tarkan’ın özel isteğiymiş bu konsept. Ayrıca görsel anlamda tek yaptığı ritme göre sahneye verilen dumanlar ve ara sıra aşağıya inip tekrar yukarıya çıkarılan avizelerden ibaretti. Kendi dansına lafım yok ama çok baygın ve sıradan durmuyor mu artık bu sadelik… Bir ara perde kapanıyor sadece kendisi sahnede kalıyor ve diyorsunuz ki “bir şey olacak herhalde sahnede bir değişiklik yapılıyor” şarkı bitince perde aynen açılıyor :) Bari beklenti içerisine sokmasalar…

Bununla beraber protokoldekileri selamlayıp, fazlaca övgüde, aşırı sevgi gösterilerinde bulunmamasıyla ve sahnenin her yerini adım adım dolaşıp en arkadaki seyirciyle bile göz teması kurması, fotoğraf çekilirken durup uzun uzun poz vermesi tabii ki onun tatlı mütevaziliğinin eseri ve her ahvâlde yine gönlümüzü alma sebebi..

Sırçacı 14, Swedish Coffee, Cem Karakuş Parti, Postkolik Parti

Uzun zamandır görüşemediğim sevgili arkadaşım Cem Karakuş’un sevimli Vespa’sının arkasına atlayıp ordan oraya koşturdum bu 1 ay içerisinde.

Kendisi bir blog açıp 6 ay içerisinde kazandığı ivmeyle neredeyse bir Vedat Milör’e başat kariyer edinecek gibi duruyor. Sadece gurmelik eylemez kendisi. İyi yemek yapar,  iyi müzikten de anlar, et terbiyesinden de. (Ünlü makarna salatasını haftada 3  kez yapsa, sanırım tabak bile kullanmam.)

1919658_852229828120725_4169030279560854254_n (1)

Ara sıra bana pantolonumun paça boyuna uygun ayakkabı tavsiyesi vermeyi de ihmal etmez. Merak edenler www.cemkarakus.com u ziyaret ederse pişman olmaz.

Cem’le ilk ziyaretimiz Sırçacı 14’e oldu. Burası Yeniköy sahilinde yer alan bir mekan. İlk bakışta dikkatimi çeker miydi bilmiyorum. Ama mönüsünde; sunumundan tadına, her şeyiyle harika atıştırmalıklar bulundurduğunu söyleyebilirim.

bb74185a74d2326f7cae2047e9086fbaÖzellikle somonlu avokado hala aklımdan çıkmıyor. Böyle yumuşacık bir lezzet olamaz.

Mücverler de evdekinden farklı, sosuyla birleşince ayrı bir şahane tada dönüşüyor.

c6fb4dadf3eee7e1c719b1a332b0cff9

Mekanda, ödüllü ve sevimli bir barmenin ellerinden değişik kokteyller içme fırsatım da oldu. Bloody Mary’si gerçekten muhteşemdi. Kadehlerin kenarındaki patlayan şekerlere olan özlemimi görüp bir paket de patlayan şeker armağan etti kendisi bana:) Son olarak lychee ve çilekle yapılan Coco Berry’sini de denemekte fayda var.

4c9e12e2d05493033734e9c46aa5c127

Lychee ile daha yakından haşır neşir olmam gerek, o ne güzel meyvedir öyle!

Swedish Coffee Point

IMG_5046

Mest olarak ayrıldığımız bir başka mekan da Cihangir’deki küçücük ama şık “Swedish Coffee Point” hoşsohbet bir beyfendinin işletmeciliğinde açılmış, filtre kahveleri mis, tatlıları mutluluk hormonlarını tavan yaptırırken suçluluk duygularını da aşağı çekiyor; zira kalori bombası değil son derece sağlıklı lezzetler de var. Yulaflı çikolata topunun tarifini umutsuzca sordum, tabii ki vermedi Cem bey.

Rumelihisarı La Bottega Birsin-Cem Karakuş Parti

Cem-Karakuş-620x348

Gelelim Cem Karakuş Partisi’ne. LA Bottega Birsin’de 10 eylülde pek tatlı bir kitleyle bir araya geldim sayesinde. Cem şefin makarnasına dalıp kutumubu eşliğinde eğlenceli fotoğraflar çektirdik. Gecenin sonunda yapılan çekilişle. Barbare şarapları, Zomato, Funkin Mojitos kokteylleri hediyeler dağıttı. Benim de artık Funkin Mojito kokteyl paketim var. Henüz denemedim, hediye shakerımı kullanmak bakalım ne zaman nasip olacak.. Eğlenceli karelerden stopmotion bir özete buyrun…

Kokteyl workshop @Juno Nişantaşı; alkol sonrası bilmeniz gerekenler… 

10612900_10152740832924810_8165885858307731670_n

2 gün sonra bu kez Nişantaşı’nda Bacardi eventindeydik. Deneyimli bir barmen olan Öztürk Koca’dan hem yeni bilgiler edindim, hem de bildiklerimi doğrulamış oldum. Örneğin alkolden önce içilen zeytinyağı pek de iyi bir fikir değilmiş. Ve gecenin sonunda kahve içmek de öyle. Bundan böyle kimsenin ağzına Türk kahvesi fincanı dayamamak gerekli, kahve ertesi sabah için yapılacak bir şey. Bunun yerine bol su içilebilirmiş. Ve domates suyu da mideye iyi geliyor. Ayrıca bulabilirseniz bir aspirini suda eritip içmek de iyi bir etki yaratıyor. Alkol alırken yerimizde sabit durmak, dans etmemek de masada sağlam kalanların arasında olma ihtimalimizi güçlendiriyor, biliniz.

Önce bir mojito ve enfes atıştırmalıkların ardından mini tarih dersiyle beraber bir Cuba Libre kokteyli hazırladık ellerimizle. Ve yine en güzel fotoğrafı çekene Bacardi’nin bir hediyesi vardı. Ne olduğunu göremedim açmadılar ama :)

Ardından Postkolik’in partisine geçtik. Bu arada Postkolik’ten ilk kez haberdar oldum ve son sayısını dikkatle inceledim, son derece kaliteli, her yerde bulamayacağınız kültür-sanat haberlerini, etkinlikleri uğraşmadan sizin için hazırlıyorlar.

10407869_10152741228184810_5011161802386412571_n

Fazlaca duman altı kaldığımdan ben erken ayrılmak durumunda kaldım ama kalanların çok eğlendiğini duydum.

Diyeceğim o ki eylül iyi ki geldi. Güneş enerjisiyle çalışan biri olarak umarım bu şekilde mevsimsel depresyona girmeden atlatıveririm bu dönemi…

Ve hem bu güzel fotoğraflar hem de beni evdeki cenin pozisyonumdan çıkartıp insan içine soktuğu için de Cem Karakuş’a teşekkürü bir borç bilirim.

Migren, Şifa Bedeni ve Almak İsteyene Bazı Cevaplar

66766_470143299700312_1068777237_n

Uzun zaman olmuş yazmayalı. Bir dönem hunharca giriştiğim blog sevdasından beklemediğim kadar uzak kalmışım. Kayda değer bir çok şey olsa da, şu an yakın dönemden bahsedesim var sadece. Upuzun, koskoca bir yaz uğraştığım iki projeden umudu kesmek zorunda kalınca bomboş bir yaz geçirmiş oldum diyebilirim. Gerçekten sinir bozucu.

Yine kendimi durduramadığım zihin karmaşalarının birinde kendime dur demek için dinleyecek, okuyacak bir şeyler ararken Zeynep Alan Güven’i keşfettim. İlk izlediğim videosunda tuhafıma gitti kendisi. Şifa Bedeninden bahsediyordu…

Para tuzağı kişisel gelişimcilerden biri zannettim. Ayrıca tavırları da uslubu da sert geldi bana ilk anda. Fakat izlemeye devam ettim ve şu anda üst komşum olsa çekirdeğimi alıp her akşam gidebilirim kendisine yüzeysellikten uzak, gerçekten bir şeyler bilerek edebileceğim sohbetler var gibi kendisiyle. Ablamız ayrıca bir Galatasaray ekolü mensubu ve İsrail’de Tamamlayıcı tıp okumuş, yine yurtdışında da farklı eğitimlere katılmış. Uzun zamandır da çeşitli konularda eğitimler veriyor ve ZASGE adresinden ona ulaşabilirsiniz.

İkinci beden kısmına inanırsınız inanmazsınız ama anlattığı şeylerden cımbızla çekip alınacak öğrenilecek ve deneyimlenecek şeyler olduğunu kendi adıma söyleyebilirim. Dinlerken kendimle ilgili problemler hakkında notlar da aldım. Tabii, eminim seanslarına katılmanın yerini geçmez, en kısa zamanda katılacağım.

Notlar:

-Migrenin, baş ağrısının sebebi dirençlerdir. Bunu kendi bünyenizin yarattığına kendinizi ikna etmeniz gerekir. Sebeplerinden biri de, cinsel tabular. Kendine yapılan haksızlıkların cinsel çakrayı kapatması baş ağrısına neden olabilir.

-Kendine söylenen her şeye tepki verme; özgürlükle, bağımsızlıkla kendine söylenen şeyi reddetmeyi aynı şey sanma yanlışına düşmekten muzdarip olabilirsiniz.

-Kendine yapılan haksızlıkları, olumsuzlukları unutamamak, affedememek söz konusuysa; kendinizi çok önemsemeyi bırakmalısınız. Ayrıca insan kendi hakkını savunursa etrafından gelen ilgi, şefkat azalır korkusu taşır, bu yüzden dışarıya ve kendisine karşı mağduru oynamaya devam edebilir, yani bundan bir çıkarı vardır.

-Gözlerinde bozukluk olanların, karaciğer enerjisinde de bozukluk vardır. Bu kişilerin adaleleri, kasları zayıf olur. Akupunktur ve karaciğer detoxu, çözüm olabilir.

-Varolan durumu kabullenirseniz ondan özgürleşirsiniz.

-Öfke yaratıcılığın tohumudur. Öfkeniz fazlaysa içinizdeki potansiyeli kullanıp üretmiyorsunuz demektir. Bir şeyler üretin.

-Hastalıklar, vücudunuzun kendisi karşısında vereceği tepkiyi görmek ister. Kendi düşman parçalarımızı kabul etmemiz lazım. İnsan hastalıklarını, ondan öğrenmesi gereken şeyler olduğu için yaratır. İnsan, varlığından utanç duyduğu parçalarını kendi içinden çıkarmak ister ama bu mümkün değildir. Kendi içimizin bütün alanlarıyla yüzleşmemiz gerekir.

-Dış dünyaya kızıp sinirlenme, kendi içini dönüştür.